Salı, Kasım 6

Kontratak Team Note: Le Saux out of squad, has a serious injury on his clavikula.

Futbol sevdasını sahada dindirmek isterken TV'deki kahramanlarımıza fazla özendik sanırım ve kırıverdik güzelim kemiği. Bir süre kadro dışıyız. Dönünce görüşmek üzere.Klavikula omuzda bir yer bu arada sevgili okur. Her babayiğidin harcı değil onu kırabilmek..

Pazar, Kasım 4

Derbiden arta kalanlar

Fenerbahçe tartışması bol Beşiktaş derbisini 2-1 kazandı. Sonuç budur. Analizlere maçın öncesinden, taraftarlardan, takımların durumlarından başlamak lazım. Maçtan yaklaşık 2 saat evvel Beşiktaş tribünleri yerlerini almışlardı. Her zamanki yüksek sesleriyle ortalığı inletme çabaları her seferinde stad hoparlörüne takıldı. Migros tribünü de onlara eşlik etti ve erkenden yerlerini alan kale arkacılar Beşiktaşlı tribünleri yalnız bırakmayacaklarını gösterdiler. Ortamın alevlendiği anlarda ateş düşürücü mahiyetindeki 10. yıl marşı ise iki taraf tarafından da dinlenmedi bile. İlerleyen dakikalar için fikir de vermiş oldu hani. Hakem İsmet Arzuman'ın olumsuz imajı da maç öncesinin bir başka polemiği. Herşeye rağmen sahaya çıktı, maçını yönetti.Nobre'nin ve Yozgatlı'nın kadroda olmaması, Rüştü'nün de Hakan'ın ardında kalması dolayısıyla Yıldırım Demirören'in intikam yeminleri saha içinde tutmadı. Tümerin 20 dakikalık da olsa attığı slalomlar Aziz Bey'in intikamına dönüşüverdi nitekim.
Ve maç bildik atmosferde başladı. İstiklal Marşı'nın saygıyla dinlenmesi her ne kadar bizleri şaşırtsa da sevindidi de. Ve maç başladı. Delgado belki de ilk kez bu kadar "10 numara" oynadı bu ülke topraklarında. Bobo'ya maçın başında verdiği arapas ve ardından gelen gol ders niteliğindeydi. Beşiktaş önde başladı maça böylelikle.Sonrasında biz katı defans ve berbat bir futbol izlemeyi düşünürken Ertuğrul Hoca "joga bonito"yu seçip bizleri şaşırttı. İlk yarının ortalarında Daum zamanından kalma bir gol attı Fenerbahçe Köşe vuruşundan gelen topu arka direkte Deivid filelere gönderdi. *Maçtan sonra Deivid'e yine aynı soruyu sordular; Geçen sezon çok eleştirildin, bu sezon hebele, hübele. Yeter be kardeşim dedi adam.

İlk yarıda saha dışında da goller vardı. Belli qaralıklarla Fenerbahçeli taraftarlar kafaları kırmızıya boyanmış vaziyette Maraton tribünün önünde resmi geçitte bulundular. Demek rakip taraftarı koruyan fileler ev sahibini koruyamıyor....
İkinci ilk yarıdan biraz daha sert başladı. Fenerbahçe galibiyete uzanmaya çalışırken Beşiktaş kontralarla gol bulmaya çalıştı. Carlos'un serbest vuruşlarının en yalanı bile rakibi korkutuyor. Nitekim barajdan dönen top döndü dolaştı gol oldu. Semih sarı karta mal olan golünü attı. Toplamda 4 gol, 4 asiste ulaşmış bu arada. Tebrik etmek lazım. Fenerbahçe golden sonra yavaşladı ya da Beşiktaş "ya ölüm, ya İstiklal" şiarını benimsedi ki akın akın gelmeye başladılar. Bobo çok net bir pozisyonu harcadı bu esnada. Uzatma dakikalarının sonunda da Higuian'in kafa topu filelere gitti. Nasıl bir sevinç, nasıl bir heyecan, nasıl bir coşku. Üstelik orta saha çizgisine koşmayan yan hakemin önünde seviniyorlar. Be adamlar hiç mi dikkatinizi çekmedi, o adam orada durup duruyor. Olşayı açıklamak Volkan'a düşmüş olacak ki sus deyip durdu sağa sola. Genç adam, heyecana geldi.Neyse efendim, maç bu sorunlu pozisyonun es geçilmesiyle 2-1 tamamlandı. Fenerbahçe kazandı. Maçtan sonra enteresan bir olayla karşılaşmadık malesef. Hep bildik şeyler. Sinan Engin başkandan aldığı talimatla takımı çekiyormuş. Bu resti çok kolay görürler Sinan Paşa, biraz daha düzgün sallayalım lütfen. Ertuğrul Hoca ise daha naif, daha temiz bir açıklama yaptı. İleriye yönelik konuştu. Tribünler yandı yine, Sokaklar curcunaya döndü. Saha içi ufak ufak karıştı. Hakemin üzerine yüründü. Bitti, gitti.*Burak ve İbrahim Üzülmez tribünlerden ciddi ciddi etkilendi, Burak hocası tarafından kenara alındı, İbo da bir başka hoca tarafından atılacaktı, yırttı.
*Carlos her şeyiyle güven abidesi. Takımı bir çıta yükselttiği çok net görülüyor.
*Appiah ikinci devreye anca hazır olur, Deniz Barış'ı arattı performansıyla.
*Delgado sonunda forma numarasının hakkını verdi ama mağlubiyeti engelleyemedi.
*Gökhan Zan'ın fiziğiyle ters orantılı dayanıklılığı insanı kahrediyor. Mehter Takımı gibi. 2 sakat 1 düzgün.
*Fenerbahçe tribünleri 70'ten sonra ancak toparlayabildi kendini, ve hep bir ağızdan aynı şeyi söylemeye başladılar.
*Beşiktaş tribününün maçı seyrettiğini düşünmüyorum, sustukları anlarda rakip tribünlere eğik atış çalıştılar.
*Hakem kötüydü, iki takım adına da yanlış kararlar verdi. Son dakikadaki pozisyonda ise talihsizdi.*İbrahim Üzülmez hakemin düdüğünü duyduğunu söyledi ancak duymayan arkadaşları kaleye doğru gittiler ve sevindirik oldular, maç sonrası demeçlerde de bunu gördük resmen. Düdüğü duymayanlar ateş püskürdü, diğerleri daha bir süt liman.
*İbrahim Üzülmez'in tribüne ettiği küfürleri de gençliğine vermek lazım!
*Batuhan oyuna girince tribünden maçı izleyen Fenerbahçe PAF takımı oyuncuları derin bir iç çektiler. Onlarda 91 doğumlularmış meğer Batu gibi.
*Yan hakem bir ara yere düşünce gergin ortamın kahkahaya boğulması da enteresanfı doğrusu.
...
İşte böyle. Bir maçı daha geride bıraktık. Bu maçta kaybedilen efor hafta içi Anfield hüsranı olarak dönmez umarım.

Perşembe, Kasım 1

Fenerbahçe G-14'te

Mehmet Çiftçi özel haber çıktı Milliyet'te 2 gün önce. Pek ciddiye alınmadı, rağbet görmedi ama işin gerçekliğini Fenerbahçe web sitesindeki bir duyuru resmen ilan etti.Kendi yerel liglerinde son 5 yılda üstün performans sergileyen ve ekonomik manada düze çıkmış takımlarla genişlemeyi hedefleyen konferansa şu ana kadar Galatasaray'ın davet edilmesi gündemdeydi. Ancak hepimizin malumu basiretsiz yönetici sendromu yüzünden gözden düştüler. Toplantı 13-14 Kasım tarihleri arasında Brüksel'de gerçekleştirilecek. Asbaşkanlar Şekip Mosturoğlu ve Neşet Yalçın katılacakmış toplantıya.
Toplam katılım 40 civarında olacakmış ki genişleme için fena bir rakam değil.Avrupa'nın 4 büyük liginin lokomotifleri sistemin elebaşları. Diğerlerini de tahmin etmek zor değil zannımca. Asıl konu bu konferansa katılmanın, bir anlamda büyüklerin tekeline geçecek futbola ortak olmanın yararı veya zararı nedir? Şimdilik ortada seyrediyor herşey ama endüstriyeller iyice bastırırsa bu diğerlerinin ölümü anlamına gelir. Altta kalanın canı çıkar. Fenerbahçe bu seviyede devam ederse ortama ayak uydurur ancak ileride yine bir yalnız kalma sendromuyla başbaşa kalır ki işte oradan dönüş olmaz. Sonrası hüsrandır genelde bu gidişlerin. Hayırlısı diyelim. En azından bir kulübümüz büyüklerden sayılıp davet edilmiş. Şimdilik seviniverelim.

Bir angarya olarak Türkiye Kupası

Bu lafı Faruk Süren'den duymuştum sanırım ilk kez, Erzurumspor'a 1-0 yenilip elenen Galatasaray'ın başkanı olarak söylemişti "angarya" içeren cümlesini. Çok tepki çekti adam, milli bir değere saygısızlık yaptı sonuç itibariyle(!) Cuk diye oturan bir laftı aslında ya neyse.
Kupa İstanbul kulüpleri için gerçekten de tam bir angarya. Gereksiz ayrıntılar, düşük gelirler, marka olamamış organizasyon, bozuk yapı, düşük katılım, kötü imaj vs. vs. Bir Carling Cup'ın yanından geçmek şöyle dursun, İskoç Kupası'na bile imrenerek bakıyoruz. Federasyon Fortis'i yanına alıp biraz çeki düzen vereyim dedi ama kasaya düzen vermişler sadece sağolsunlar.2-B'nin ötesinden takımlar yok piyasada hala. 2-B'dekiler de aralardan seçmece. Takımlar bu kupaya önem veremiyorlar, çünkü piyasada hakim olan hava ters yönden esiyor. "Kim izler kupa maçını" ibaresini çok kişiden duydum dün akşam bir kez daha.
Sağolsunlar büyük takımlarımız yedek-eksik takımlarıyla çıktılar sahaya, rezil 90 dakikalar izlettiler herkese. Hele ki Fenerbahçe - Gaziantepspor maçı. 2 takım bu kadar mı isteksiz, arzusuz ve ruhsuz olur anlayamadım ki. Bir de bu maçta kırmızı kart gören oyuncu var ki evlere şenlik. Tribünler bomboş, çekirdeğin tavana vurduğu her yönden belli. Bunun adı Türkiye Kupası işte. Yalan... Fortis'in düzenlediği kendi halinde bir kupa bu. Kazanan Avrupa'ya gidiyormuş. Kime ne bundan. Kafaya oynayanlar zaten bir şekilde gidiyorlar oraya. Diğerleri de havluyu çoktan attılar, onların ligleri var çünkü, bir de kifayetsiz başkanları tabi.Şimdi ne olacak? Gruplardan 4 büyük takımla birlikte 3 Süper Lig takımı bir de sürpriz takım çıkar %90. Sonraki turlarda İstanbullu'lar aralarında eşleşirse olay olur, zevk gelir. Yoksa yine fıs. Temennimiz 2 büyüğün finalde karşı karşıya gelmesi ve finalin Zmir'de yapılmaması. Yoksa Erciyes - Beşiktaş maçını bir daha yaşarız ki vay futbolumun haline o zaman.

Çarşamba, Ekim 31

Sevilla'nın çöküşü

Ramos'un deli paraya Tottenham'a geçmesiyle ayyuka çıktı herşey. Kulüple FIFA'lık oldu adam ama yine de 7 milyon euroyu bir arada veren kulübü reddetmenin aptallık olduğunun bilincinde, çekti gitti. Ardında evlatlarını bıraktı ama bu çocuklar hasrete fazla dayanamayacak türden. Alves'le başlayan dedikodu kuşağı Kanoute'nin de adının geçtiği bir şekilde ciddiyete de bürünerek devam ediyor. Büyük ihtimal devre arasında Sevilla dağılacak. Öncelikli rota White Harte Lane.
Puerta'nın ecele yenik düşmesiyle başlayan matem, rüyanın sonlanacağı noktaya doğru kayıyor yavaş yavaş. Yine de güzeldi, 2 UEFA Kupası, 1 Süper Kupa, güzel futbol, zirve mücadelesi, yepyeni yıldızlar, yeniden doğanlar...Yeni bir sürprize kadar bunlarla yetineceğiz a dostlar.
Birleşik kaplat teorisi; Flamenkocular düşerken, Tottenham yükselecek belki de. Bir türlü göremedikleri CL arenası için iddiaları her zamankinden fazla. Hayırlısı..

Salı, Ekim 30

Brasil 2014

Blatter açıkladı sonunda ve resmileştirdi mevzuyu; 2014 Dünya Kupası Brezilya'da gerçekleştirilecek.Bundan önce 1950'deki kupaya da ev sahipliği yapan Brezilya finalde Uruguay'a 2-1 yenilmişti. Geçmişe mazi derler nitekim. Uruguay nerede bilen pek yok ama Rio'nun çocukları 5 yıldız taktılar göğüslerine geçen 56 yılda. Hakettiler aslında bu organizasyonu düzenleme onurunu her yönüyle. Biz mi düzenleseydik yani, ayıp derler adama. Bir ülkenin en büyük ihracat kalemlerinden birisi futbol olsun. En kötü zamanlarda, futbolun bittiği noktalarda meşin yuvarlaklı organizasyonlara ev sahipliği yapsın, halkını futbolla yatırıp futbolla kaldırsın, sonra da boş gözlerle etrafa baksın. Olmaz, olmadı da.Olimpiyatları Atina'dan uzaklaştırmak gibi bir şey olurdu aksi. Şimdi gönül istiyor ki, orada bizimkiler de olsun. Gidelim, gezelim, görelim, okyanusu aşalım, zafer kazanalım, Hakan Şükür kadroda olmasın, Fatih Terim işi bıraksın vs. vs. Kısmet tabi.

Markaların Cumhuriyet Bayramı İletişimi

Özel günler markalar için KSS projelerine paralel bir anlam içermeye başlıyor yavaş yavaş. Bir patronun deyimiyle "Toplumsal Bilinç Projeleri" oluyor böyle günlerde yapılan her türlü iletişim aktivitesi. Malum, ülke çetrefilli günler geçiriyor, kan kokuyor her taraf. Hal böyle olunca firmaların Cumhuriyet Bayramı coşkusunu daha milli ve daha sert ifadelerle süslemesi de kaçınılmaz oluyor. Yunanistan maçından önce de benzerine rastlamıştık ancak o zaman iletişimini spor ekseninde de gerçekleştiren markalar ön plandaydı. Efes'in cheesy reklamını hala unutamam mesela..Neyse efendim, Cumhuriyet Bayramı'nda verilen gazete ilanlarına değinmek istiyorum kısaca. Bunu yaparken de göz önünde bulunduracağım markalar sporun içinde de var olanlar olacak, konsepti bozmamak adına..

*Ülker ile başlayalım; Firmanın özel günleri boş geçmediğini ve sevinçlere ortak olmak adına ciddi bir külfetin altına girip gazetelere boy boy ilanlar verdiğini sürekli görüyoruz. Gelenek değişmedi. Cumhuriyet'in 84. yaşını kutlayan firma, bu coşkuya tanıklık eden yurdum insanlarının figürlerini kullandığı reklamında spor iletişimine de dokundurdu hafiften. İmza temalı milli takım sponsorluğu reklamında oynattığı küçük Gökay'ın da resmini koydu ilana. Güzel bir kombine çalışma oldu. Reklamın kreativiteden uzak olmasına rağmen sonucun pozitif olduğunu düşünüyorum.*Twigy futbol arenasının en gerilla markalarından birisi. Her stadda var. Sponsorluk anlaşması yapan büyük firmaların karşısına küçük reklam anlaşmalarıyla dikiliyor. Outdoorlarda görünüyor, kilit noktalarda karşımıza çıkıyor, Ali Sami Yen'in duvarında, Beşiktaş çarşının ortasında, Saraçoğlu'nun kenarında korkusuzca yer alıyor. 29 Ekim'e değil ama sopn bir kaç haftadır yaşadığımız gerilimli sürece özel bir reklam çalışmışlar. Çarşı bu çalışmanın bayrağını Belediye maçında tribünlerine taşıdı, ertesi gün de gazetelerde gördük. Başarılı ve %100 mesaj odaklı.*PO'nun reklamları tam sayfa çıkmış genelde. Gövde gösterisi bir nevi. Akaryakıt alanında başını derde sokan Alpet'ten ve diğerlerinden intikam alma güdüsü taşımamıştır kesinlikle firma ama iyi bir iş çıkarmışlar. Cumhuriyet'in yakıt ikmalcileri, cumhuriyetin petrol ofisi.*Telekom, Türkiye haritası üzerine kodları koymuş ve bizi birbirimize bağlayan kod numaralarını çıkış noktası olarak kullanmış. Bir başka reklamda da .tr ibaresini kullanan tt.net'i görüyoruz ki mana olarak altı dolu. Sportif bir yaklaşım yok, çalışma alanına vurgu var ama aslolan mesaj kaygısı....
Daha çok reklam gördük tabi ama bunlar dikkatimi bir başka çekti. Sports Marketing alanına girdiklerini düşünüyorum dolaylı yollardan da olsa.

dedikodu

*Milan'da işler kötü gidiyor. Devre arası şimdilik kurtarıcı olarak görünüyor. Yaşasın yeni transferler. Liste hayli kabarık; Ronaldinho, Benzema, Drogba. Üçü de mümkün görünüyor işin enteresanı.
*West Ham, Tiago için Juve'nin kapısını çalacak. Portekizli arkadaşın TD ile sorunları epeydir gündemi meşgul ediyordu. Göreceğiz bakalım, günler neleri getirecek.
*Lokomotiv Moskova'dan Branislav Ivanovic devre arasında adından çokca söz ettireceğe benziyor. Bu Sırp oyuncu için Chelsea ile birlikte birkaç İtalyan kulübü daha sıradaymış. İngilizlerin kuyruğuna bastığı için onlar daha fazla almak isteyeceklerdir sanırım.*Juande Ramos çekti gitti ama Sevilla bu hareketin altında kalmayacakmış. Bir koyup gitme söz konusu nitekim. Ayıp demiş arkadaşlar, yazık demişler. FIFA ilgilenecekmiş bundan sonrasıyla.
*TD'lerin manevi evlatları vardır. PEşlerinden ayrılmazlar ya hani, Alves de Ramos'un ardından giden manevi evlatmış. Tottenham yolları gözükmüş ufukta.
*İtalya semalarında esen Amauri rüzgarına karşı Palermo Başkanı'ndan açıklama gelmiş. 28.5 milyon euroyu getir, Amauri'yi götür. Fiyat neden bu kadar net derseniz cevabı gayet iddialı; Torres'den daha aşağı olamaz da ondan.
*Efsanevi(!) TD Souness İrlanda'nın başına geçebilirmiş her an. İddialıymış ve arzuluymuş bu görev için. Kendisi 5-6 aydır boşta, tabi istekli olacak.

Fired: Quique Sanchez Flores

Valencia'nın altın çocuğu derlerdi arkadaşa. Yeni nesil teknik direktörlerin gözdelerinden biriydi. Getafe ile başladı çıkışına Valencia'da da iyi işler yaptı ama Arsene Wenger veya Sir Fergie değildi nitekim. Kovuldu!
Geçen sezon sonunda söylenenlere bakın adam hakkındaki, bir de şimdiki duruma. Futbol nankördür azizim. Her ne kadar yok deseler de gerçek budur. Rosenborg karşısında alınan mağlubiyet herşeyi bitiriverdi işte. Sonrasındaki Sevilla maçına kadar zaten olan olmuştu. Yenilen 3 gol de kaymak niyetine. Sen istediğin kadar Valencia'yı tekrar potaya soktum diye övün. Olan oldu Quique..Marca'ya göre Valencia'nın TD koltuğu için adaylar şunlar: Fabio Capello, Vicente Del Bosque, Felipe Scolari, Mourinho, Lippi ve Deschamps. Fazla zorlanmamış editörümüz ve Avrupa'nın boşta gezen veyaz gezmesi muhtemel elit antrenörlerini yazmış. Altına da imzasını atmış, haberciliğin gereği olarak.